Ekim Devrimi’nin şanlı tarihi işçi sınıfına ve öncülerine yol gösteriyor

Burjuva ideologları tarafından kapitalizmin ebediliği ilan edilse de, reformist cenah “21. yüzyılın değişen koşulları” argümanına sarılarak devrim kaçkınlığı yaparak korkularına yenilse de, Ekim Devrimi buzu kırıp yolu açmıştır. Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, dünyanın işçi ve emekçilerinin gerçek kurtuluşu da ancak Ekim Devrimi’nin açtığı yoldan yürüyebildiklerinde gerçekleşecektir. Bundan dolayı Ekim Devrimi sömürü, baskı ve tiranlardan arınmış sosyalist bir dünya uğruna mücadele eden bütün samimi devrimcilerin yoluna ışık tutuyor.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 13 Ağustos 2017
  • 15:37

Büyük Sosyalist Ekim Devrimi 100. yılında işçi sınıfına ve halklara kurtuluş mücadelesinde yol göstermeye devam ediyor. Halen aşılamayan Ekim Devrimi’nin bu eşsiz niteliğe haiz olması gelişim aşamalarında parti, sınıf ve marksist ideoloji arasında kurulan kopmaz bağlar bütünlüğünün yarattığı muazzam deneyimden kaynaklanıyor. Bu zengin deneyimler, 21. yüzyılın emperyalist kapitalist dünyasında kadın sorunundan ulusal soruna, demokrasi mücadelesinden bağımsızlık mücadelesine, enternasyonalizmden anti-emperyalizme dek uzanan pek çok sorun alanında halen aydınlatıcıdır. Yanı sıra ekonomik-siyasal, sosyal-kültürel gibi temel sorunlara karşı işçi sınıfıyla emekçilerin almaları gereken tutuma da ışık tutuyor. Kapitalist sömürü ve barbarlığa karşı çözümün devrimde, kurtuluşun sosyalizmde olduğunun ispatı olan Ekim Devrimi, ayrıca kurtuluşa giden yolda marksist ideolojinin kılavuzluğunda mücadele eden devrimci bir örgütün kapitalist sistem için ne denli yıkıcı olduğunu da gösteriyor. Zira Lenin’in “Bize bir devrimci örgüt verin Rusya’yı alt üst edelim” sözü boş bir cüret değil, Marksizm’e Leninizm’i ekleyecek olan önemli köşe taşlarından biridir.

Devrimci teori, devrimci sınıf, devrimci eylem

Ekim Devrimi’ne giden süreç sınıf içinde yaygın yerel faaliyetlerin Iskra (Kıvılcım) gazetesi ile bir merkezden yönetilmesi ve Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) kurulması ile ivme kazanıyor. Ancak Marksizm dışı sol akımlara karşı verilen ideolojik, siyasal, örgütsel mücadele RSDİP’in kuruluşundan kısa bir süre sonra Bolşevikler-Menşevikler şeklinde ayrışmasını da kaçınılmaz kılıyor. Çarlık despotizminin yoğun baskıları altında yürütülen kararlı mücadele 1905 Devrimi’yle güçlü bir atılım gerçekleştiriyor, devrimin yenilgisinden sonra ise baskı ve gericilik yeniden yoğunlaşıyor.

Kısa bir duraklamadan sonra sınıf hareketinin güçlenmeye başlaması, bu temelde 1912’de sınıf içinde öncü bir işçi kuşağının yaratılmasında etkili bir rol oynayan Pravda gazetesinin yayınlanması ile baskı çemberi kırılmaya başlıyor. 1914’te patlak veren I. Emperyalist Paylaşım Savaşı döneminde ağırlaşan baskılar, 1917 Şubat Devrimi ile çarlığın yıkılmasıyla son buluyor. Şubat’tan Ekim’e uzanan dinamik, karmaşık, sancılı süreç ise sosyalist devrimin koşullarını olgunlaştırıyor. Tüm bu dinamikleri kucaklayan Bolşevikler oldu. Diğer partiler bu dönemde güç kaybederken işçi sınıfını temel alan, devrim stratejisine bağlı devrimci taktiği ustalıkla yöneten Lenin önderliğindeki Bolşevik Parti dramatik bir şekilde güçlendi. Parti, zengin illegal ve legal çalışma deneyimini, toplumsal-siyasal koşulların nesnel engellerine takılmadan ısrarla yürüttüğü devrimci sınıf mücadelesinde edindi. Ekim Devrimi’nin zafere ulaşmasında etkili olan devrimci örgütün, somutta Bolşevik Parti’nin gelişimi, devrime akan sürecin tarihsel kesitleriyle tam bir uyum içinde gerçekleşti. Zira 1905 Devrimi, Duma seçimleri, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı, 1917 Şubat Devrimi ve sonrasında yaşanan bocalamalar birer sınanma ve kendini aşma deneyimleri oldu. Bu tarihsel eşiklerde sergilenen devrimci pratik, Ekim Devrimi’ne giden yolda toplumsal ayaklanmaya öncülük eden Bolşevik Parti’nin inşa sürecine de tekabül ediyor.

Elbette devrimci strateji ile devrimci taktik arasındaki bu tutarlı hattın ortaya konulmasında devrimci teorinin önemli bir payı oldu. Bolşevik Parti’nin doğumu ve gelişiminde temel halkalardan biri devrimci teoriye sıkı sıkıya bağlı olarak yürütülen ideolojik mücadeledir. Bu süreçte hem ekonomist/reformist burjuva akımlara hem Sosyalist Devrimciler ile Menşeviklere hem parti içindeki sağ ve sol sapmalara karşı verilen ideolojik mücadelede Bolşevik Parti devrimci teoriyi devrimci pratikle birleştirebildi.

1890’lı yılların “halklar hapishanesi” Rusya’sında suikastlar gibi militan eylemlerle hareket eden Narodnikler, Rusya’da kapitalizmin gelişmediği iddiasına dayanan köylü devrimcileriydi. Devrimci örgüt deneyimlerini önemseyen Lenin, Narodniklere karşı ideolojik mücadeleyi de yükseltir. Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi ve Halkın Dostları Kimlerdir çalışmaları ile Narodnizmi ideolojik olarak mahkum eden Lenin, Marksizm’in işaret ettiği tek devrimci sınıf olan işçi sınıfına yönelmenin esas olduğunu vurgular. Lenin, henüz Plehanov ve çevresindeki aydınlarla sınırlı olan Marksizm tartışmalarını pratikte işçi sınıfının içerisinde yürüttüğü ajitasyon çalışmaları ile somutlamıştır. Petersburg İşçi Birliği’nin oluşumunda ve faaliyetlerinde önemli bir rol alan Lenin, birliğin doğrudan temas ettiği büyük tekstil grevinin ardından tüm Rusya’da dağıtılacak merkezi bir yayının çıkarılması ve partinin inşasına çubuk bükmeye başlar. Nitekim dönemin diğer önemli genç kadroları ve Plehanov, Zasuliç, Akselrod gibi yaşlı kuşaktan marksistlerle birlikte harcanan yoğun çabaların sonucunda Iskra yayınlanır, ardından RSDİP kurulur.

Devrimci pratiğin öncüsü devrimci parti

Devrimci teorinin taşıyıcısı olan devrimci bir örgütün inşası, Ekim Devrimi’nin zafere ulaşmasında belirleyici bir rol oynar. 1900-1905 arasındaki beş yıl boyunca Lenin devrimci kadrolardan oluşan ve işçi sınıfına dayanan bir çekirdek olarak tanımladığı partinin inşası uğruna mücadele etti. RSDİP’in 1903 kongresinde tüzük tartışmalarında ve Iskra’nın yazı kurulu seçimlerinde yaşanan kimi “basit” anlaşmazlıkların sonucunda ortaya çıkan Bolşevikler ve Menşevikler ayrışması o dönemde önemi pek anlaşılamasa da devrimci parti ile reformist örgütsel şekilleniş arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Partinin önder kadrolarının çoğunluğunun aksine Lenin 1903 kongresinde doğan Bolşevizm’i ete kemiğe büründürerek 1904 yılında Bolşeviklerin kontrolünde ayrı bir yayın organı olan Vperyod’u (İleri) örgütlemiş, Bolşevik kongreler toplamış ve merkeziyetçi bir devrimci örgütün inşasında etkili bir rol oynamıştır. RSDİP içinde Menşeviklerle nihai bölünme Ocak 1912’de gerçekleşse de dönem dönem birleşmeler ve ayrışmalar yaşanmış, ancak Lenin, Bolşevik örgüt yapısından ödün vermemiştir. Ekim Devrimi’ni zafere taşıyan da üstten alta çelikleşmiş bir irade ve disiplinle mücadele eden bu yapıdır. Devrimci teorinin ışığında yol alan Bolşevik Parti, devrimci taktik ve pratikle sınıf hareketine öncülük etmeyi başarmıştır.

1905 Devrimi ve Bolşevikler

Tarihsel eşiklerde Bolşeviklerin sergiledikleri devrimci taktiklere daha yakından bakmak gerekirse, bu eşiklerden biri 1905 Devrimi’dir. Zira 1917’ye uzanan süreç bu devrimin zemini üzerinde yükselmiştir. Yükselen işçi sınıfı hareketini kontrol altında tutmak için çarlık polisinin denetiminde Zubatovizm diye bilinen bir akımın kurduğu işçi dernekleri eliyle hareket ehlileştirilmek istendi. Fakat bu dernekler işçi sınıfının örgütlendiği ve grevler örgütlediği zeminlere çevrildi.

1905 Devrimi’nin fitilini ateşleyen bu derneklerden biri “Rus Fabrika ve Atölye İşçileri Meclisi” oldu. Sonradan polis ajanı olduğu anlaşılan papaz Gapon önderliğindeki bu meclis, Putilov fabrikasından atılan ve meclis üyesi olan dört işçi önderinin işe geri alınmasını talep eder. Bu taleple başlayan eylem yayılır, diğer fabrikalardan işçilerin de katılımıyla talepler genişler. İşçi önderlerinin işe iade taleplerinin yanı sıra, işçi sınıfının güncel talepleri de yükseltilmeye başlar.

Papaz Gapon’un etkisiyle bazı ekonomik taleplerle başlayan eylem, dönemin komünistleri olan sosyal demokrat örgütlerin müdahalesiyle siyasal bir karakter kazanır. 3 Ocak’ta başlayan Putilov grevi 7 Ocak’ta tüm Petersburg’a yayılır, 9 Ocak’ta ise 200 bin Petersburg işçisi Gapon önderliğinde dilekçelerini çara iletmek üzere yürüyüş gerçekleştirir. Çarın sessiz yürüyüşe cevabı ise katliam olur. Dilekçeyi kabul etmeyen çar, kitlenin üzerine ateş edilmesi emrini verir. Bin işçinin katledildiği, iki bin işçinin ise yaralandığı Kanlı Pazar olayı 1905 Devrimi’ni alevlendirir.

Lenin, Kanlı Pazar’ı değerlendiren ilk yazısında “9 Ocak 1905, proletaryanın engin devrimci enerji hazinesini tamamen ortaya çıkardı” derken, aynı zamanda “sosyal demokrat örgütün kesin yetersizliğini” de ortaya çıkardığına dikkat çekiyordu.

Lenin’in tanımladığı çelikleşmiş bir partinin yeni doğduğu anda gelişen bu devrimci süreç, sosyal demokratlar özelinde Bolşevikler tarafından tam anlamıyla yönetilemedi. 1905’te ilk defa ortaya çıkan Sovyetlerin “iktidar biçimi” olma özelliği Sovyetler içinde egemen olan Menşeviklerce kavranamadı. Partinin Bolşevik birimlerince de bilince çıkarılamayan bu misyon Lenin tarafından öne çıkarıldı. Lenin, Sovyetlerin proletaryanın yeni bir örgütlenme biçimi olmasının ötesinde geleceğin iktidar biçimi olduğunu vurguladı. Sosyal demokratlar içinde geç de olsa Sovyetlere ve yeni kurulmaya başlanan sendikalara karşı var olan yargılar kırılarak devrime müdahale edilmiş, Lenin önderliğindeki Bolşevikler bu tarihsel kesitten önemli dersler çıkarmayı başarmış ve 1905’in birikimiyle 1917’ye yürümüşlerdir.

Duma tartışmaları ve Bolşevizm

1905-1907 devrim yıllarında Bolşevikler özellikle genç işçi kadrolar kazanarak güçlenirken fabrikalarda kurulan parti hücreleri yaygınlaştı. 1905 Devrimi’nin basıncıyla çar tarafından ortaya atılan Buligin Duması’na karşı Lenin önderliğinde Bolşevikler aktif boykot örgütlediler. Lenin aktif boykot sloganının “ayaklanma” olduğunu vurgulayarak, devrimci sürecin en sert aşamasında kitleleri anayasal hayallere karşı uyarıyordu. Devrimci dalganın hız kestiği Haziran 1906 seçimlerinde ise Lenin, bazı Bolşeviklerin muhalefetine rağmen Duma seçimlerine katılma çağrısı yaptı. 21-23 Temmuz 1907’de Finlandiya’da gerçekleşen RSDİP’in üçüncü konferansında sunduğu, boykota karşı karar tasarısında Lenin şöyle diyordu: “(1) Rus devriminin deneyiminin gösterdiği gibi aktif boykot, ancak yaygın, evrensel ve devrimin sürekli yükselişi ve bunun silahlı ayaklanmaya dönüşme koşullarında ve ancak eski rejimin ilk temsilciler meclisini toplamasının doğurduğu anayasal hayallere karşı mücadelenin ideolojik amaçları bağlamında Sosyal Demokratların doğru taktiğidir; (2) Bu koşulların olmadığı hallerde, İkinci Duma’da olduğu gibi devrimci Sosyal Demokratların doğru taktiği seçimlere katılmaktır.”

Yıllar sonra yaptığı bir değerlendirmede Lenin, o dönemdeki güçler dengesinin Bolşeviklerin kitlesel ve devrimci mücadeleyi yükseltmelerini olanaksız kıldığını belirtir ve Duma gibi bir “domuz ağılı”nda çalışmak zorunda olduklarını ifade eder. Her koşulda devrim hedefine odaklanarak devrimci taktiklerini geliştiren Bolşevizm, Duma tartışmaları ile çok önemli bir özelliği özümsemiş oldu. Lenin’in pek çok yerde belirttiği gibi, her bir sorun her zaman somut bir biçimde ve somut siyasal koşullarla bağı içinde ele alındı. 

Devrimci dogmalarla değil, devrimci teoriyi yaşamın pratiği ile devrim stratejisi çerçevesinde buluşturarak hareket eden Lenin’le Bolşevikler, bu sayede partinin önüne çıkan 1907-10 gericilik yıllarında ve özellikle 1917 Şubat-Ekim arası dönemde devrimci taktiği ustaca uygulamayı başaracaklardı.   

Emperyalist savaş, 2. Enternasyonal ve Bolşevikler

Devrim yıllarında sola kayan Menşevikler gericilik yıllarında hızla sağa savrulmuş, Bolşevik Parti içinde ise aşırı solcu hizipler baş göstermişti. İllegal partiyi legal çalışmanın “yardımcısı” ilan eden Menşeviklere karşı legal çalışmanın illegal partinin faaliyet alanını genişletme amacını taşıyan bir yan öğe olduğunu savunan Lenin, aşırı solcu hiziplere karşı verdiği güçlü mücadelede devrimci taktiğin esaslarını vurguluyordu. Bolşevikler gericilik yıllarının yarattığı sağ ve sol savrulmalara karşı verdikleri mücadeleyi uluslararası alanda da yürütmek durumunda kaldılar. Ancak ondan önce belirtmek gerekir ki, Menşeviklerle nihai bölünme 1912’de gerçekleşiyor ve aşırı sol sapmaların etkisi Bolşevikler arasında kırılıyordu.

1912-1914 yılları arasında Çarlık Rusya’sında sınıf hareketi yükselişe geçiyordu. 6 bin işçinin greve çıktığı Lena’daki altın madenine saldıran jandarmanın 4 Nisan 1912’de 500 işçiyi katletmesi, sınıf hareketine büyük bir ivme kazandırdı. Sürece etkili bir şekilde müdahale eden Bolşevikler Pravda gazetesini yayınlayarak, on binlerce öncü işçiye ulaşmayı başardılar. Duma’daki Bolşevik milletvekillerinin de katkılarıyla yayınlanan Pravda, 1917 Şubat ve Ekim devrimlerinde kritik bir rol oynayan öncü işçi kuşağının bilinçlendirilip Bolşevik çizgiye kazanılmasına zemin hazırladı.

1914’te başlayan emperyalist paylaşım savaşı çarlığın imdadına yetişse de sonunu da hazırladı. Zira üç yıl süren savaş, çarlığı yıkan Şubat Devrimi’nin koşullarını olgunlaştırdı. Emperyalist savaş koşullarında yoğun baskılara maruz kalan Bolşevikler, sosyal şovenizme teslim olan 2. Enternasyonal’i mahkum ederek, proletarya enternasyonalizmine çubuğu büktüler. İşçi sınıfına ihanet eden dönekleri, Karl Kautsky şahsında mahkum eden Lenin, savaşın emperyalist karakterini ortaya sererek “Bugün, emperyalist savaşın bir iç savaşa dönüştürülmesi doğru olan yegane proleter slogandır” diyordu.

Emperyalist savaş koşullarında da sınıf mücadelesinin silahlarını Rus kapitalizmine çeviren Bolşevikler, kitlelerin taleplerini ilmek ilmek örgütlediler. Emperyalist savaşla birlikte hüküm süren insan kıyımı, sefalet, açlık ve kıtlık emekçiler için “ekmek” talebini, savaşın ağır bilançosu ise askerler için “barış” talebini yakıcı hale getirdi. Kitlelerin taleplerini bayraklaştıran ve onları devrimci mücadeleye kazanan Bolşevikler, devrimci taktik konusunda 1905 Devrimi ve sonrasında yarattıkları deneyimlere de yaslanarak, savaş yıllarında da kitlelerle bağlarını güçlendirdiler. Savaş Sanayi Komiteleri adı verilen ve işçi sınıfını savaşa yedeklemenin aracı olarak kurgulanan araçlar dahi Bolşeviklerin çalışma alanları oldu. Emperyalist savaşa karşı proletarya enternasyonalizmine vurgu yapan Bolşevikler, “savaşa karşı iç savaş” sloganını bulundukları tüm alanlarda yaygınlaştırarak, Ekim’e giden yolu açmayı başarabildiler.

Şubat-Ekim 1917 ve Bolşevikler

Savaş yıllarında Rusya’da çarlık ciddi bir krizle karşı karşıya idi. Dört farklı başbakan, beş içişleri bakanı, dört tarım bakanı ve üç savaş bakanı değiştirmek zorunda kalan egemenler yönetememe krizine yuvarlandılar. Kitleler ise “barış, ekmek ve özgürlük” taleplerini yükseltiyor, bu uğurda grevler, ayaklanmalar baş gösteriyordu. Büyük öfke, Şubat 1917’de Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde patladı. 23 Şubat’ta başlayan ayaklanma 26 Şubat’ta çarın kitlelerin üzerine ateş etme emri vermesi ile orduya sıçradı. “Ekmek” talep eden kitlenin üzerine ateş etmeyi reddeden askerler emperyalist savaş karşısında “barış” talebiyle kitlelerle birleşti. 28 Şubat’ta, yüzlerce yıldan beri egemen olan çarlık tarihin çöplüğünde yerini almıştı.

Henüz Şubat Devrimi zafere ulaşmadan 24 Şubat akşamı Petrograd fabrikalarında işçi vekilleri Sovyeti için seçimler yapıldı. Sovyetler hızla yaygınlaştı ve iktidar gücü olarak ortaya çıktı. Ne var ki, Sovyetlerde etkin olan Menşeviklerle Sosyalist Devrimciler (eski Narodnikler), iktidarı burjuvaziye vermek için her yolu denediler. Sonunda “razı” olan burjuvazi, Geçici Hükümet eliyle iktidara ortak oldu.

Lenin ise Nisan ayı başlarında kaleme aldığı “Devrimimizde proletaryanın görevleri” adlı broşürde, “İkili iktidar, devrimin gelişim sürecinde yalnızca bir geçiş aşamasını ifade eder; devrim ise, sıradan bir burjuva demokratik devrimin ötesine geçmiş, ancak henüz proletarya ile köylülüğün ‘saf’ diktatörlüğüne ulaşmamış bir aşamadadır” saptamasını yaparak yeni göreve işaret etti. Nitekim sürgünden dönerek Rusya’ya adım attığı Finlandiya tren istasyonunda “Tüm iktidar Sovyetlere!” şiarını yükseltiyordu.

İlk adımda şiarını yükselten Lenin, Bolşevik önderleri yeni çizgiye kazanmak için de mücadele etti. Nisan Tezleri ile Sovyetlerin neden iktidarı alması gerektiğini, sürecin sosyalist devrime doğru aktığını, Bolşeviklerin bundan sonraki tarihsel görevlerinin bu devrimi örgütlemek ve önderlik etmek olduğunu açıklayacaktı. Bir kez daha devrimci dogmalarla değil somut koşullara göre hareket eden Lenin, ikili iktidar koşullarında temel görevin devrimi sürdürmek olduğu konusunda partiyi ikna etti ve Bolşevikler kısa bir bocalamanın ardından Ekim Devrimi’ne giden süreci örgütlediler.

Kitlelerin Haziran-Temmuz günlerinde yenilgiye mahkum olan ayaklanmasını önleyen Bolşevikler, adım adım Sovyetler içinde güçlendiler. Emperyalistlerle işbirliği yapan general Kornilov’un karşı-devrimci darbe girişimi püskürtülürken, Kerenski hükümeti Bolşeviklere karşı sürek avını başlattı. Lenin illegaliteye geçmek zorunda kaldı, Bolşeviklere katılan Troçki, Kamenev ve diğer liderlerin bir kısmı ile bazı ileri kadrolar ise tutuklandı. Tüm baskı ve karalama kampanyasına rağmen Bolşevikler işçi sınıfının bilinç, örgütlenme, eylem düzeyini yükseltmeyi başardılar. Kitlelere kendi çıkarlarının anlatılması ve duygularına siyasal biçimler verilmesi hedefi ile devrimci taktikler Ekim ayına kadar ustaca uygulandı. Kitlelerin taleplerini en yalın haliyle formüle eden Bolşevikler devrime giden süreçte Geçici Hükümet’in sınıfsal karakterini gözler önüne sererek burjuvazinin kitlelerin taleplerine yanıt veremeyeceğini gösterdiler. Nitekim tarih Bolşevikleri doğruladı ve kitleler Bolşevik sloganlarının doğruluğunu kendi deneyimleri ile test ettiler. Bu sayede işçi, asker ve köylüler partinin bayrağı altında toplandılar. Barış, ekmek ve toprak talebinin ancak devrimci Bolşevik çizgi etrafında birleşerek kazanılabileceğini gören işçi sınıfıyla emekçiler,  Ekim Devrimi’ne aktif şekilde katıldılar. Talepleri, enerjileri, yaratıcılıkları ve militanlıklarıyla devrimin öznesi oldular.

Kuşkusuz ki, tarihte ender rastlanan Şubat-Ekim döneminin pek çok açıdan ayrıca incelenmesi gerekir. Şimdilik şu kadarını diyebiliriz ki, bu süreçte Geçici Hükümet’in savaş çığırtkanlığına karşı baş gösteren kitlesel eylemler, 10-18 Haziran ve 3-4 Temmuz olayları, gericiliğin artması, Kornilov darbesi gibi fırtınalı dönemlerde Lenin önderliğinde Bolşevikler ayaklanma için işçi sınıfının güç toplamasını örgütlediler ve doğru zaman geldiğinde ayaklanmayı başlattılar. 7 Kasım’da Kışlık Saray’ın ele geçirilmesi ile Ekim Devrimi zafere ulaşmış ve işçi sınıfı 71 günlük Paris Komünü deneyiminin ardından tarihte yeni bir dönemin kapılarını açmıştır. 

“Buz kırılmış, yol açılmıştır”

Sovyetler Birliği dağılmış olmasına rağmen Ekim Devrimi bugün hâlâ emperyalist-kapitalist güçlere korku salmaya devam ediyor. 100 yıl sonra Marksizm-Leninizm öğretisinin taşıyıcısı olarak dostun düşmanın gözleri önünde tüm ihtişamı ile duruyor. Burjuva ideologları tarafından kapitalizmin ebediliği ilan edilse de, reformist cenah “21. yüzyılın değişen koşulları” argümanına sarılarak devrim kaçkınlığı yaparak korkularına yenilse de, Ekim Devrimi buzu kırıp yolu açmıştır. Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, dünyanın işçi ve emekçilerinin gerçek kurtuluşu da ancak Ekim Devrimi’nin açtığı yoldan yürüyebildiklerinde gerçekleşecektir. Bundan dolayı Ekim Devrimi sömürü, baskı ve tiranlardan arınmış sosyalist bir dünya uğruna mücadele eden bütün samimi devrimcilerin yoluna ışık tutuyor.

İLİŞKİLİ HABERLER