Ekim Devrimi 100. yılında

Kapitalist barbarlığın insan soyuna “tek seçenek” diye dayatıldığı günümüzde Ekim Devrimi’ni farklı açılardan irdeleyip bu eşsiz laboratuardan öğrenmek hayati bir önem taşıyor. Bu büyük devrim insan soyunun kapitalizme mahkum olmadığını, tersine bu düzeni yıkabileceğini, karmaşık ve zor olsa da yeni toplumu, sosyalizmi kurabileceğini ispatlamıştır.

  • Kızıl Bayrak yazıları
  • |
  • Güncel
  • |
  • 06 Ağustos 2017
  • 15:39

Sosyalist devrim mücadelesinde işçi sınıfına yol gösteriyor

“Yoldaşlar, emekçi halk! Unutmayın ki şimdi siz kendiniz devletin dümeninin başındasınız. Siz kendiniz birleşip devletin bütün işlerini kendi elinize almazsanız, size kimse yardım etmez. Bundan böyle, sizin Sovyetleriniz devlet otoritesinin organlarıdır, tam yetki sahibi yasama organlarıdır.

Yoldaşlar, işçiler, köylüler, bütün emekçi halk! Bütün iktidarı sizin Sovyetlerinizin eline alın. Dikkatli olun, toprağınızı, tahılınızı, fabrikanızı, teçhizatınızı, ulaştırmanızı -bundan böyle tamamıyla sizin mülkiyetinizde, kamu mülkiyetinde olacak olan her şeyi- gözünüzün bebeği gibi koruyun.”1

Ekim Devrimi’nin hemen ardından halka yaptığı çağrıda yukarıdaki ifadeleri kullanan Lenin, tarih sahnesine yeni bir yönetimin, yeni bir iktidarın çıkışını da müjdeliyordu. Bolşeviklerin önderliğindeki işçi sınıfının sosyalist bir devrimle iktidarı ele geçirip Sovyet yönetimini kurmaları, Paris Komünü’nün 71 gün süren deneyiminin ardından, tarihte yeni bir çığır açmıştır.

Köleci toplumdan feodalizme, feodal toplumdan kapitalizme geçiş süreçleri pek çok değişim, gelişim yaratmıştı. Devletin yapısı, iktidardaki sınıf koalisyonları, sınıf ilişkileri, eğitim, din, üretim ilişkileri, üretici güçler vb. alanlarda kayda değer değişimler gerçekleşmişti. Ancak bu toplumların özünü oluşturan üretim araçlarının sömürücü bir azınlığın mülkiyetinde olması ve bundan türeyen kölelik ilişkilerinin niteliğinde bir değişim olmamıştı. Köleci sistemin çöküşünden sonra iktidarı ele geçiren feodaller toprak köleliğini, emekçilerin de yardımıyla feodal sistemi yıkıp iktidara gelen burjuvazi ise ücretli köleliği dayatmıştır. Yani her üç toplumda da hem sömürü hem kölelik, biçim değiştirse de belirleyici olmaya devam etmiştir.

Ekim Devrimi’nin zaferiyle iktidara gelen işçi sınıfıyla yoksul müttefikleri ise, sömürücü sınıfların iktidarını yıkmakla kalmamış, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet ilişkileri ile insanın insan tarafından sömürüsünü ortadan kaldırmıştır. Artık üretenlerin yönettiği bir sistemin, sosyalizmi kurmanın önü açılmıştır. Diğer sınıfların varlığı sıkı sıkıya özel mülkiyete bağlı iken, işçi sınıfı ise ancak üretim araçlarını özel mülkiyet cenderesinden kurtararak kendini özgürleştirebilir. Devrimci öncü partisiyle birlikte Sovyet yönetimini kuran proletarya, sadece kendini değil, bütün insan soyunu da bu alçaltıcı sömürü ve kölelik ilişkilerinden kurtarmanın koşullarını da yarattı.

Tarihsel önemi büyük bir devrim

Hem öncesinde hem sonrasında pek çok devrim gerçekleşmiş olsa da Ekim Devrimi’nin tarihsel önemi eşsizdir. Üzerinden bir asır geçmesi, kurulan Sovyet sisteminin yıkılmış olması bu devrimin ne eşsizliğini ne tarihsel önemini ne güncelliğini ortadan kaldırır. Halen burjuvazinin ve her türden gericiliğin kabusu olması da bu üstün nitelikleri ve güncelliğinden kaynaklanıyor.

Sovyet yönetimi, ilk günden hem iktidarı kaybeden sınıfların sabotajlarına hem emperyalistlerin saldırılarına maruz kaldı. Bu yönetim kuşatma ve saldırı altında kendini savunmaya çalışırken bile öncesinde eşine rastlanmamış tarihi önemde adımlar atmayı başardı. Bolşeviklerin ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel, hukuksal ve diğer alanlarda gerçekleştirdiği atılımlar, en demokratik burjuva cumhuriyetin bile yakınından geçemeyeceği kadar ileridedir.

Zafere ulaştığı andan itibaren işçi sınıfının, yoksul köylülüğün, savaş yorgunu askerlerin temel taleplerini yerine getirmek için harekete geçen Bolşevikler, işçi sınıfı başta olmak üzere toplumun bu en dinamik kesimlerinin desteğinden de güç alıyorlardı. Bu destek Ekim Devrimi’nin zafere ulaşmasını sağlayan temel etmenlerden biriydi aynı zamanda. Nitekim Bolşeviklerin iktidarı alması için çağrıda bulanan Lenin, bu desteğin altını özellikle çiziyordu:

“Bolşevikler, her iki kentteki işçi ve asker vekilleri Sovyetlerinde çoğunluk elde etmiş olarak devlet iktidarını kendi ellerine alabilirler ve almalıdırlar. Alabilirler çünkü iki büyük kentteki devrimci unsurların aktif çoğunluğu halkı sürüklemeye, muhalefetin direnişinin üstesinden gelmeye, onu ezmeye ve iktidarı kazanmaya ve elinde tutmaya yeterlidir.”2

Devrimden sonra bu desteği daha da pekiştiren Sovyet yönetimi, peş peşe yayınladığı kararnamelerle işçi sınıfı iktidarını inşa etmeye başladı. Son derece sınırlı olanaklarla buzu kırıp yolu açmaya çalışan Bolşevikler, Lenin başta olmak üzere adeta insan üstü bir çaba harcıyorlardı. Tony Cliff’in şu ifadeleri çalışma temposunu somut bir şekilde anlatıyor:

“Lenin, yorulmak bilmez bir şekilde ara vermeden her gün toplanan Halk Komiserleri Konseyi toplantılarında hiç ara vermeksizin oturumlara beş ya da altı saat başkanlık etti; bir konudan diğerine geçerek tartışmaları yönlendiriyordu. … Çoğunlukla, tartışma konuları önceden bir hazırlık yapılmaksızın gündeme getiriliyor ve … her zaman hemen çözüme kavuşturulmayı gerektiriyordu…”3

Bu çalışma temposu teknik açıdan çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştiriliyordu: “Smolni’de (Sovyetlerin genel merkezinde) çok az sayıda daktilo vardı. Steno yazabilen insan yoktu. Halk Komiserleri kararnameleri ve bildirilerini kendi elleriyle yazmak zorundaydılar...”4

Yakın zamana kadar illegal parti çalışması içinde olan Bolşevikler, Şubat’tan Ekim’e uzanan 8 aylık bir sürecin ardından Rusya gibi devasa bir ülkeyi, çok sınırlı imkanlarla yönetme sorunuyla karşı karşıya kaldılar. Devasa sorunlarla boğuşan Bolşeviklerin, Sovyet iktidarını sağlamlaştırma ve sosyalizmin kuruluşuna giden yolu açma sorumluluğunun üstesinden gelmeleri de gerekiyordu. O yoğun çalışma temposu içinde yayınlanan kararnamelerin tümüyle hayata geçirilmesi mümkün değildi. Ancak tüm zorluklara rağmen kısa sürede tarihi önem taşıyan büyük işlere imza atmayı başardılar.

O dönemde emekçi sınıfların temel talepleri, hiçbir burjuva iktidarın karşılayamayacağı barış, ekmek ve özgürlüktü. Nitekim devrimin ertesi günü Lenin’in kaleme aldığı ilk kararname barışla ilgiliydi. Savaşan halkları ve hükümetlerini adil, demokratik bir barış için derhal görüşmeleri başlatmaya çağıran Lenin, Sovyet yönetiminin savaşın devam ettirilmesini ağır bir suç saydığını ilan etmiş, toprak ilhakları ve zayıf halkların ezilmesini reddetmiş, tüm halklar için eşit derecede adil bir barış çağrısı yapmıştır.

Aynı kararnamede gizli diplomasiyi reddettiğini de ilan eden Sovyet iktidarı, bundan sonra diplomatik görüşmelerin halkın bilgisi dahilinde yapılacağını, daha önce imzalanmış gizli anlaşmaları ise açıklayacağını duyurdu.

Yine Lenin’in kaleme aldığı ikinci kararname, toprakla ilgiliydi. “Toprak üzerinde özel mülkiyet ebediyen kaldırılacaktır, toprak satılmayacak, satın alınmayacak, kiralanmayacak, ipotek edilmeyecek, ya da bir başka şekilde devir ve ferağ edilmeyecektir...”5

Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi toprak sahipleriyle kapitalistlerin uykularını kaçıran bu kararname, özel mülkiyete indirilen esaslı ilk darbelerden biriydi.

Devrim öncesinde bir halklar hapishanesi olan Rusya’da Sovyet iktidarının yayınladığı bir diğer kararname, uluslara kendi kaderlerini tayin etme hakkını tanıyordu. Sınıfsal baskıya olduğu kadar ulusal baskıya karşı da ilkesel bir tutum alan Bolşevik Parti, halklar arası eşitsizlik, baskı ve ayrımcılığı mahkum ederken, eşitlik ve özgürlüğün sağlanması için bizzat Sovyet iktidarı harekete geçmiştir.

Sovyet iktidarının ilk icraatlarından biri de ulusal ekonomik faaliyetlerin işçi denetimine tabi tutulmasıdır. Sanayi, tarım, ticaret, bankacılık, kooperatifçilik, imalat, ürün ve hammaddelerin alım satım ve depolanması üzerinde işçi kontrolü uygulanmaya başlamıştır.

Biçimsel demokrasiye gerçek bir içerik kazandıran önemli bir uygulama ise seçmenlerin seçilmiş temsilcileri geri çağırma hakkının tanınmasıdır. Hem bürokrasiye hem koltuk meraklılarına karşı alınan bu etkili önlem, seçilenleri ya toplum yararına çalışmak ya da azledilmek ikilemiyle karşı karşıya bıraktı.

 Sovyet iktidarının ilk kararnamelerinden bir diğeri de laiklik ilkesinin uygulanmasıyla ilgiliydi. “2 Şubat 1918 tarihinde resmen yürürlüğe giren bir yasa ile kilisenin devletten, öğrenim kurumlarının kiliseden mutlak ayrılığı karara bağlandı. Her Sovyet yurttaşı kendi dinsel inancını ya da inançsızlığını ifade etmekte özgürdü; devletin işlevleriyle ilintili faaliyetlerde dinsel törenler kaldırılıyordu; okullarda dinsel eğitim yasaklanıyor, dinsel kurumlara mülk edinme hakkı tanınmıyordu.”6

Bu kritik önemdeki kararnamelerin yanı sıra mahkemeler, evlilik ve boşanma hakkı ve daha pek çok konuda kararnameler yayınlandı. Son derece kısıtlı olanaklarla yapılan tüm bu işler, devrimin hem burjuvazinin hem emperyalistlerin saldırılarına karşı kendini savunmak zorunda olduğu koşullarda yapılıyordu.

Diğer pek çok iş bir yana, sadece burada sıraladığımız icraatlar bile, Ekim Devrimi ve Sovyet iktidarının tarihte eşine rastlanmamış bir çığır açtığını göstermeye yeter.

Hem güncel hem yakıcı bir ihtiyaç

Ekim Devrimi, aradan geçen 100 yıla rağmen halen güncel, aşılamamış, eşsiz bir tarihsel olay olma niteliğini koruyor. Çünkü ne Sovyet iktidarının gerçekleştirdiği büyük atılımlar aşılabildi ne kapitalist emperyalizmin her gün yeniden ürettiği yıkıcı sorunlar azaldı. Tersine, Bolşeviklerin çözmek için büyük bir çaba sarf ettiği sorunlar bir asır öncesine göre çok daha yaygın, daha derin, daha karmaşık bir hal almıştır.

Sovyet iktidarı ikinci gününde barış kararnamesi yayınlayarak savaşı sona erdirmek için harekete geçmiştir. Oysa bugün yıkıcı savaşlar tüm vahşetiyle devam ediyor. Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Yemen ve savaş bataklığına sürüklenen bazı Afrika ülkelerinde yaşanan yıkım ve kıyımlar, emperyalist sistem var olduğu sürece savaşların sona ermeyeceğini gözler önüne seriyor. Hegemonyası sarsılan ABD emperyalizminin dünya jandarmalığını koruyabilmek için giderek saldırganlaşması ise yeni bir dünya savaşı riskini günden güne arttırıyor.

Sovyet iktidarının çözüm gündemine aldığı özel mülkiyetin ve sömürünün ortadan kaldırılması, ulusların kendi kaderini tayin hakkı, laiklik, emekçilerin yönetmesi, seçilenlerin geri çağrılması, gizli diplomasiye son verilmesi ve diğer sorunlar da belirgin bir şekilde derinleşmiştir.

Servet sefalet kutuplaşması tarihte eşine rastlanamamış bir noktaya vardı. Halklar emperyalistlerle suç ortakları tarafından saldırıya uğruyor, egemenlikleri ayaklar altına alınıyor, Ortaçağ karanlığına sürüklenmek isteniyor. Burjuva devrimlerin temel kazanımlarından biri olan laiklik ayaklar altında çiğneniyor. Batılı emperyalistler El Kaide, IŞİD gibi canavar sürüleriyle iş tutuyor, dinsel, mezhepsel katliamları kışkırtıyor. Emekçilerin yönetime katılması, seçilenlerin geri çağrılması bir yana, sistem burjuva demokrasisinin biçimsel kurumlarına bile tahammül etmiyor. Gizli diplomasiye son verilmesi, anlaşmalar hakkında halkın bilgilendirilmesi söz konusu bile değil. Artık büyük ihaleler de perde arkasında yapılıyor. Yalanlar uydurup savaş gerekçeleri yaratılıyor… Bu felaketlerin yanı sıra işsizlik, sefillik, açlık, ırkçılık, mezhepçilik, doğal yaşamın tahrip edilmesi, ekolojik dengenin bozulması, kentlerin yağmalanması ve daha pek çok sorun, kapitalizmin insan soyunu barbarlık içinde çöküş dışında götürebileceği bir yer olmadığını kanıtlıyor.

Elbette ki insanlık barbarlık içinde çöküşe mahkum değil. Ekim Devrimi’nin güncelliği tam bu noktada belirginleşiyor. Zira bu çöküşü önlemenin tek yolu kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurmaktır. Ekim Devrimi buzu kırarak bu yolu açtı. Bu süreçte acil olan bu yolu genişletip oradan ilerlemektir.

Ekim Devrimi’nin eşsiz deneyimlerinden öğrenmek

Kapitalist barbarlığın insan soyuna “tek seçenek” diye dayatıldığı günümüzde Ekim Devrimi’ni farklı açılardan irdeleyip bu eşsiz laboratuardan öğrenmek hayati bir önem taşıyor. Bu büyük devrim insan soyunun kapitalizme mahkum olmadığını, tersine bu düzeni yıkabileceğini, karmaşık ve zor olsa da yeni toplumu, sosyalizmi kurabileceğini ispatlamıştır.

Bolşevikler büyük başarılara imza attığında, önlerinde sadece 71 günlük Paris Komünü deneyimi vardı, buna rağmen halen aşılamayan bir devrim ve iktidar yaratmayı başardılar. Bu eşsiz başarılar hem devrim mücadelesi hem geleceğin toplumu olan sosyalizmi kurma süreci için zengin bir birikim sağlıyor.

Kuşkusuz ki, her ülkenin devrimi yönünü kendi çizecektir. Bu böyle olmakla birlikte, yön çizerken yaşanan devrimlerin birikimlerinden öğrenmek de önemli avantajlar sağlayacaktır. Zira devrimlerin özgünlüğünün yanı sıra her devrimde gözetilmesi gereken temel/evrensel noktalar da vardır. Yaşanan en ileri örnek olması ise Ekim Devrimi’nden öğrenmenin önemini arttırıyor.

Mücadeleyi her aşamada sınıfa karşı sınıf ekseninde geliştirmek, buna uygun bir bilinç ve örgütlenme yaratmak… Burjuvazinin vadettiği kırıntılarla yetinmemek sınıfsız, sömürüsüz sosyalist işçi emekçi iktidarını kurma bilinci, iradesi ve cüretiyle mücadele etmek… İşçi sınıfını parçalayan etnik, dinsel, mezhepsel, cinsel, bölgesel ayrımlara karşı uyanık olmak, her zeminde sınıfın birliğini sağlamak... İşçi sınıfının öncü kesimlerinin devrimin kurmayı olan parti etrafında kenetlenmesi için azami çaba harcamak... Burjuva hukukunu, seçimleri değil, fiili/meşru mücadeleyi esas almak… Kitlelerin inisiyatifini teşvik etmek ve alan açmak... İşçi-emekçi kadınların mücadelede aktif bir şekilde yer alması için azami çaba sarf etmek... Proletarya ile emekçi müttefikleri arasında sıkı bağlar geliştirmek... Sınıfın birliği ve halkların kardeşliği için kitleleri bilinçlendirmek vb. vb…

Bunlar Ekim Devrimi’nin akla ilk gelen üstün niteliklerinden sadece birkaçıdır. Çığır açan o eşsiz tarihsel olayın laboratuarından öğrenilebilecek çok şey var. Öğrenilmelidir de. Zira yeni bir toplum inşa etmek gibi büyük bir iddia ile yola çıkanların yaşanmış tarihsel deneyimlerden öğrenmeyi ihmal etmeleri düşünülemez.

Kuşkusuz ki, “Yeni bir toplumun inşası pek çok güçlük, özveri ve hata içerecektir; bu, yeni, tarihte eşi görülmemiş olan bir şeydir ve kitaplardan öğrenilemez. Belirtmeye gerek yok ki, bu, şimdiye kadar tarihte görülmüş olan en büyük ve en güç geçiştir.”7

Buzu kırıp yolu açarak bu işe girişen Bolşevikler, insanlığa halen aşılamayan bir devrim ve iktidar deneyimi armağan ettiler. Yeni, sosyalist bir toplum inşa etme iddiasını taşıyanların da bu cüretli yoldan ilerlemek dışında bir seçenekleri bulunmuyor…

1) Lenin, Seçme Yazılar, Yordam kitap, Sf. 253

2) Alexander Rabinowitch, Bolşevikler İktidara Geliyor, Yordam Kitap. Sf. 208

3) Tony Cliff, Lenin III. Kuşatılmış Devrim, Z yayınları, Sf. 18

4) a.g.e sf. 19

5) a.g.e sf. 21

6) a.g.e sf. 24

7) a.g.e sf. 35